Sultan

-The military is upset, his majesty.
-It’s OK. They will learn what democracy is finally.

Turkey’s Leaders Seek to Defuse Crisis-NY Times

Pianist

ÖZGÜR KÜÇÜK SERÇE


Dışarıda lapa lapa kar yağıyor. Bense pencerenin önünde Tübitak’ın çocuk dergisi Meraklı Minik için bu ayki illustrasyonu yetiştirmeye çalışıyorum. Konu tavuklar. Tonton bir amca çiftliğinde renk renk, çeşit çeşit tavuklarını besliyor. İçlerinde en çok hoşuma giden koşin cinsi tombul olanı. Onu yemleri büyük bir iştahla yerken çizdim. Bir yandan da yaşlandığımda bu tonton amca gibi bir çiftlikte yaşasam ve tavuk beslesem diye hayal ediyorum.
Arada bir gözüm dışarı gidiyor. Kar beyaz örtüsüyle her yeri kaplamış. Bir an penceremin kenarına bir serçe konuyor. Biraz dinlendikten sonra sadece kendisinin bildiği bir yöne doğru uçup gidiyor. Giderken de beni ilkokul yıllarıma götürüyor.
O zamanlar bazı bankalar her ay ücretsiz çocuk dergileri verirdi. İçlerinde en sevdiğim İş Bankası’nın verdiği Kumbara dergisiydi. İçinde çeşit çeşit bulmacalar, resimli öyküler olurdu. Hatta bir tanesini hala çok net hatırlıyorum. Adı, “Özgür Küçük Serçe”. Yine dışarıdaki gibi karlı bir günde geçiyordu öykü. Minik serçenin günlerdir kursağına hiç bir şey girmemişti. Her yeri dolaşmış ama bembeyaz kar örtüsünden dolayı bir kırıntı bile bulamamıştı. Üstelik hava çok soğuktu ve yorgunluktan bitkin düşmüştü. Son çare olarak kanatlarını boşluğa bıraktı ve yandaki tavuk kümesininin olduğu bahçeye doğru süzüldü. En yakın ağaca kondu, orada beklemeye başladı. Bazen burada tavuklardan arta kalan yemler olabiliyordu. Ama şimdi kış ve hepsi içeride, kümeslerindeydi. Ne kadar da şanslıydılar. Bu soğukta sıcacık barınakları vardı. Yedikleri önünde yemedikleri yanlarındaydı. Keşke tavuk olsaydım diye geçirdi içinden. Bunları düşünürken evin kapısı açıldı. İçeriden bir adam çıktı, ağır adımlarla kümese doğru yürüdü. Tamam dedi serçe, tavukları besleyecek şimdi. Onlardan bana da bir şeyler kalır belki. Adam tavuklardan birini ayaklarından tutup serçenin tünediği ağacın altına getirdi. Tavuk son sesine kadar gıdaklarken o elindeki bıçakla… Kar etkisini daha da arttırmıştı. Küçük serçenin karnı hala açtı. Ama bunların hiç bir önemi yoktu artık. Çünkü o özgür bir serçe olmaktan mutluydu. Yorgun kanatlarını olanca gücüyle açıp uzaklara doğru uçtu, uçtu…
Tavuk çizimine ara veriyorum. Ceketimi giyip mutfaktan da bir parça ekmek alarak sokağa çıkıyorum. Dışarıda özgür küçük serçeler beni bekliyor…

ZAMAN GEÇSE DE

80′li yıllarda biz acemi çizerlerin karikatürlerini yayınlayan başlıca iki mizah dergisi vardı: Gırgır ve Çarşaf. Pazartesi günleri çalışmalarımızı Gırgır’da Oğuz Aral’a gösterir, eleştirilerini alırdık. Beğendiği zaman -ki bizim için dünyanın en önemli olayıydı- ustalık durumuna göre derginin arka sayfasında ya da içte “Çiçeği Burnunda” köşesinde
yayınlanırdı. Hatta bunun için hiç de fena olmayan bir telif ücreti de ödenirdi.

Çarşaf’taki uygulama biraz daha farklıydı. Her cumartesi sabah 30-35 kişilik çizer namzetleriyle (ben en gençlerinden biriydim) Hürriyet Gazetesi’nin yan yayınlarının çıktığı Cağaloğlu’ndaki binada toplanırdık. Önce Raşit Abi (Yakalı) o haftanın konusunu söyler, biz de tuvaletten aldığımız el kurulamak için kullanılan saman kağıtlara kurşun kalemle eskizler çizerdik. Arada çay servisi de yapılırdı. Öğleye doğru içeri Semih Balcıoğlu girdiğinde salona bir sessizlik hakim olur, oturduğu masanın etrafında ona çizdiklerimizi gösterirdik. O da yorumlar yapar beğendiklerini kenara ayırırdı. Eleştirileri genelde Oğuz Aral’a kıyasla daha yumuşaktı. Fakat hiç bir şey çizmemiş ya da bir iki tane çiziktirmiş arkadaşlara yakın gözlüğünün üstünden sertçe bakar “Sadık’ın kahvesi mi burası, çay içmeye mi geldiniz?” diye fırçasını da esirgemezdi. Seçtikleri numaralandırılıp toplantı masasına dizilirdi. Sonra biz onlara oy verirdik. En yüksek oyu alanlar haftaya Schöhler kağıt üzerine çini mürekkebiyle çizip getirir ardından da o haftaki Çarşaf dergisinin “Karikatür Okulu” sayfasında yorumlarıyla birlikte yayınlanırdı. Buranın telif ücreti Gırgır’dan biraz düşüktü ama çalışmalarımızın binlerce kişi tarafından görülüyor olmasının keyfi zaten bize yetiyordu.

Titrek çizgilerden oluşan 20 Şubat 1985 tarihli bu karikatürümü o günlerde çizmişim. Haftanın konusu “işçiler ya da iş kazaları” olmalı. 25 yıl sonra bugünkü gazeteler 13 işçinin öldüğü maden kazasından bahsediyor. Zaman hızla akıp gidiyor ama ne yazık ki ülkede karikatür konuları hiç değişmiyor…

Yine aynı maden YİNE FACİA

violinist

Ataturk imzalı cep telefonu


Taraf

ERRANT U.S. ROCKET STRIKE HOME, KILLS 12 CIVILIANS, INCLUDING 5 CHILDREN IN AFGHANISTAN

İki Amerikan roketi yanlışlıkla bir evi vurdu, 5′i çocuk 12 sivil öldü.

New York Times Hurriyet

Valentine's Day

Marx on Valentine's Day