ZAMAN GEÇSE DE

80′li yıllarda biz acemi çizerlerin karikatürlerini yayınlayan başlıca iki mizah dergisi vardı: Gırgır ve Çarşaf. Pazartesi günleri çalışmalarımızı Gırgır’da Oğuz Aral’a gösterir, eleştirilerini alırdık. Beğendiği zaman -ki bizim için dünyanın en önemli olayıydı- ustalık durumuna göre derginin arka sayfasında ya da içte “Çiçeği Burnunda” köşesinde
yayınlanırdı. Hatta bunun için hiç de fena olmayan bir telif ücreti de ödenirdi.

Çarşaf’taki uygulama biraz daha farklıydı. Her cumartesi sabah 30-35 kişilik çizer namzetleriyle (ben en gençlerinden biriydim) Hürriyet Gazetesi’nin yan yayınlarının çıktığı Cağaloğlu’ndaki binada toplanırdık. Önce Raşit Abi (Yakalı) o haftanın konusunu söyler, biz de tuvaletten aldığımız el kurulamak için kullanılan saman kağıtlara kurşun kalemle eskizler çizerdik. Arada çay servisi de yapılırdı. Öğleye doğru içeri Semih Balcıoğlu girdiğinde salona bir sessizlik hakim olur, oturduğu masanın etrafında ona çizdiklerimizi gösterirdik. O da yorumlar yapar beğendiklerini kenara ayırırdı. Eleştirileri genelde Oğuz Aral’a kıyasla daha yumuşaktı. Fakat hiç bir şey çizmemiş ya da bir iki tane çiziktirmiş arkadaşlara yakın gözlüğünün üstünden sertçe bakar “Sadık’ın kahvesi mi burası, çay içmeye mi geldiniz?” diye fırçasını da esirgemezdi. Seçtikleri numaralandırılıp toplantı masasına dizilirdi. Sonra biz onlara oy verirdik. En yüksek oyu alanlar haftaya Schöhler kağıt üzerine çini mürekkebiyle çizip getirir ardından da o haftaki Çarşaf dergisinin “Karikatür Okulu” sayfasında yorumlarıyla birlikte yayınlanırdı. Buranın telif ücreti Gırgır’dan biraz düşüktü ama çalışmalarımızın binlerce kişi tarafından görülüyor olmasının keyfi zaten bize yetiyordu.

Titrek çizgilerden oluşan 20 Şubat 1985 tarihli bu karikatürümü o günlerde çizmişim. Haftanın konusu “işçiler ya da iş kazaları” olmalı. 25 yıl sonra bugünkü gazeteler 13 işçinin öldüğü maden kazasından bahsediyor. Zaman hızla akıp gidiyor ama ne yazık ki ülkede karikatür konuları hiç değişmiyor…

Yine aynı maden YİNE FACİA