HEYKEL-İ ZAT-I ŞAHANE

Cumhuriyet’in bilinen ilk heykeli 1926’da Sarayburnu’nda dikilen Avusturyalı sanatçı Heinrich Krippel’in yaptığı Atatürk Heykeli‘dir. Her ne kadar bugün Marmaray inşaat şantiyesinin ortasında bakımsız bir şekilde kaldıysa da Türkiye’deki heykel tabusunu yıkması açısından önemli olduğu söylenir. Ayrıca bulunduğu yer de anlamlıdır. Arkasını imparatorluğun simgesi Topkapı Sarayı’na dönmüş ve Kurtuluş mücadelesini verdiği Anadolu’ya bakmaktadır Atatürk.

Halbuki bu heykel dikilmeden önce, Boğaz’ın Anadolu yakasındaki Beylerbeyi Sarayı’nda bir Osmanlı padişahının heykelinin mevcut olduğu pek çok kişi tarafından bilinmez.

1839 Tanzimat Fermanı’yla yüzünü batıya dönen Osmanlı, geri kalmışlığının çözümünü oradaki sosyal ve kültürel yenilikleri kendine uyarlamada bulur. Hatta ilk kez 1867’de bir padişah, Abdülaziz Avusturya, Almanya, Belçika, Fransa ve İngiltere’yi kapsayan 46 günlük bir Avrupa gezisine çıkar. Bu gezi, ülkede ve gittiği yerlerde büyük ses getirir. Gördüğü şehirlerdeki heykellerden çok etkilenen sultan, 1871’de o dönem için radikal bir eylem yaparak at üstündeki bir heykelini Avusturya’da C. F. Fuller adlı bir sanatçıya yaptırtır. Ayrıca Avrupa’dan getirttiği aslan, geyik, boğa gibi hayvan heykelleri de batılı üslupla yapılan sarayların bahçelerine yerleştirilir. Ancak bunlar, tıpkı batı tarzı müzik, resim gibi sanatlarla birlikte sarayın duvarlarını aşamayacak ve sınırlı bir seçkin kitle dışında geniş halk kitlelerince benimsenemeyecektir. Öyle ki, ölümünden sonra kendi heykeli de Beylerbeyi’ndeki yerinden sökülüp çeşitli depolara kaldırılacaktır… (Necdet Yılmaz)