Bereket

Yağmurlu havalarda, sokakta oynayamadığım için yüzüm asık pencereden dışarı bakarken, dedem yanıma gelir, mutlu bir yüz ifadesiyle “bereket” derdi. O zamanlar anlam veremezdim onun bu lafına. Bir çiftçi olarak nice kıtlık zamanları görmüştü kimbilir. Kışın kar, ilkbaharda yağmur yağmalıydı ki hasat verimli olsun… Biraz önce şehre hafif bir kar serpiştirdi sanki son kez hoşçakal der gibi biten kışa. Sonra yağmura dönüştü. Dalların ucunda ıslanan, henüz açmamış tomurcuklar en az rahmetli dedem kadar mutlu olmalıydılar…

Şiir yazarı şair

Ona genellikle okula giderken Kadıköy vapurunda rastlardım. En sıcak havalarda bile üzerinden eksik etmediği siyah takım elbisesi ve beyaz saçlarıyla bambaşka bir dünyadan gelmiş gibi gelirdi bana. En önemli aksesuarı elindeki eski siyah çantasıydı. Üzerinde beyaz yazılarla “Şiir yazarı şair” yazardı. Yaz kış, vapurda, üçüncü hamur kağıda bastırdığı ve altında “hediyesi takdirinize kalmış” yazan şiirlerini uzatırdı yolculara, sessizce. Bazen ne yazdığını merak edip alanlar olur sonra ya kendisine geri verir ya da boş çay bardaklarının yanına koyarlardı bu sarı sayfaları. Ben de bir tane almış, sınıfta duvara astıktan sonra onu daha önce görmüş arkadaşlarla gülüşmüştük aramızda. Okuldan mezun olduktan sonra her vapura binişimde gözüm arasa da onu bir daha hiç göremedim. Şiir okunmayan bir ülkede, sarı sayfaları siyah çantasının içine koyduktan sonra, belki, ” alıp başını gitmişti yelkovan kuşlarının peşi sıra”… (NY)