Yorumlar Kapalı
HAZIRAN 30TH, 2010
By NECDET

A Turkish musicians international success is a big proud for a Turk who lives in a foreign country. This famous pianist was so sensitive that he had left the stage when he heard a cell phone ring during the concert in Istanbul. “Please sir, calm down”

I loved to see this concert definitely in the biggest concert hall in New York.
“Unfortunately all tickets are sold out.” Actually I couldn’t afford it but this city had full of surprise: “My wife couldn’t come. I can give you her ticket”
And that’s the moment…

While he was playing the piano so beautifully in the excellent acoustic of the hall, a cell phone ring reached to me from one of the irresponsible audiences (can he/she be a Turkish?) . But he…
At the end of the concert, everyone applauded him for standing up as I did. But, I had a question in my mind: “I’m sure he didn’t hear the ringing. If he heard it he would leave the stage immediately, even if here is New York. But is it so important?”
Yorumlar Kapalı
ŞUBAT 14TH, 2010
By NECDET

Yıllar önce genç ve heyecanlı bir güzel sanatlar öğrencisiyken seçtiğim bölüm olan grafik tasarımla ilgili elime ne geçerse okumaya çalışırdım. Beni en çok da bu konudaki yabancı yayınlar etkilerdi. İşte bu zamanlarda tanıştım ilk kez Milton Glaser’in “Grafik Design” adlı kitabını Tünel’deki Hachette Kitabevi’nin vitrininde. Kapağında sonradan Bob Dylan olduğunu öğrendiğim siyah fakat rengarenk saçlı bir portre silueti vardı. Heyecanla içeri girip kitabı görmek istediğimi söyledim. Çok ağır bir kitaptı. Ama ağırlığından daha zengin bir içeriğe sahipti. Sanatçının rengarenk illustrasyonlarla süslediği tasarımları beni hemen büyüledi. Sonra fiyatını sordum biraz çekingence. Satıcı elektronik hesap makinesiyle Frank olarak yazılmış etiketi Türk Lirası’na çevirdi. Benim almamın imkansız olduğu bir rakamdı. Üzüntüyle kitabı geri verip teşekkür ettim. Kitapçı tekrar vitrindeki yerine koydu. İleriki zamanlarda Hachette’in önünden her geçişimde vitrinde onunla göz göze geldik. Zaman zaman onu görmek için satıcıdan istedim. Satıcı da beni tanımaya başlamıştı artık ama her isteyişimde alamayacağımı bile bile sabırla kitabı vitrinden çıkarıp bana veriyordu. Bu rituel uzun bir süre böyle sürüp gitti. Bir gün yine Tünel’den geçerken doğal olarak gözüm kitabevinin vitrinine gittiğinde yerinde olmadığını gördüm. Satılmıştı… O an çok sevdiğim bir arkadaşımı kaybetmiş gibi bir üzüntüye kapıldım. O kitabı bir daha hiç bir yerde görmedim. Belki de Türkiye’deki tek baskısıydı.
Dün güzel sanatlardan hocam Gürbüz Doğan Ekşioğlu ve tasarımcı arkadaşım Doğan’la birlikte Milton Glaser’in New York’taki ofisindeydik. Bizi çok sıcak karşıladı. İlerlemiş yaşına rağmen dinçliği ve zihninin açıklığı bizi çok etkiledi. Sohbetimiz sona erdiğinde bir iki gün önce kullanılmış kitaplar satan bir dükkandan aldığım eski dostumu çantamdan çıkarıp önüne koydum. Kitabı imzalarken yukarıdaki öyküyü anlattım kısaca. Gülümsedi. O an ben yirmi iki yıl öncesine gitmiş, Hachette Kitabevi’nin vitrininde ona bakıyordum…